2023'Ü KAPATIYORUUZ: KASIM & ARALIK RAPORU
Merhaba,
Bir yılın daha sonuna gelmemizi burada birlikte paylaşmak çok güzel. 31 Aralık ve 1 Ocak tarihleri bende biraz nostaljik tatlar bırakıyor. Hem geçen yıl kısa anılar şeklinde gözümün önünden akıp gidiyor, acısı ve tatlısı ile. Ayrıca bir muhasebe yapıyorum. Ama bir yanım da umut dolu, hayal dolu bir şekilde yeni gelen yılı düşünmeden edemiyor. İlginç bir geçiş tecrübesi. İki yıldır bunu sizlerle paylaşabilmek de beni ekstra mutlu ediyor. Kaç kişi olduğumuzla değil, bu yazıya okuyan insanlara dokunması ile ilgiliyim ben. O yüzden bir yıl boyunca okuduğum, izlediğim, dinlediğim, yaşadığım şeyleri burada paylaştığımda sizde bir yere bile dokunabildi isem ne mutlu bana. Umarım birlikte daha nice yıllara, nice yazılara, iyi ki varsınız ✨
2023 kolay bir yıl olmadı. Deprem, sel gibi doğal afetler, ülkece yaşadığımız ekonomik buhran derken gerçekten çok sarsıldık. Yaraları sarmamız belli ki çok zaman alacak. Toplumsal sınavlarımız bir yana benim bireysel hayatım da öyle çok mutlu mesut gitmedi. Hem kendim hem yakın çevrem sağlık bakımından sınandı, iş hayatında zor zamanlar oldu, ilişkileri yönetmek çok çok zorladı, kendi içimde memnun olmadığım durumları değiştirmek için en çok da kendimle verdiğim savaşlar beni çok güçsüz bıraktı yer yer. 2024 daha umut vadeden, 2023'te verdiğimiz sınavların ödüllerini topladığımız bir yıl olur umarım. Getirdiği güzellikler ile 2023'ü unuttursun bizlere diye temenni ediyorum.
2023'ü kapattığım bu yazıda Kasım ve Aralık raporu birlikte. Umarım 2024'te daha çok okur, daha çok etkinliğe katılır, daha çok yeni müzikler tadar ve burada sizlerle paylaşırım 💫
NELER OKUDUM?
- Christine Purdon & David A. Clark - Takıntılarla Başa Çıkmak: Kitabın alt başlığının "Obsesif-Kompulsif Bozukluğunuzu Kontrol Altına Almanın Yolları" olduğunu fark etmeden aldığım o kitap 😅 Ha tabi OKB'm olmadığını öğrenmek rahatlattı. Aslında temel düzeyde bazı takıntıyı anımsatan düşüncelerim için okumak istemiştim ancak kitap ileri düzeyde OKB ile başa çıkmaya yönelik, öyle olunca da okurken çok akmadı açıkçası, biraz yavaş ilerleyebildiğim bir kitap oldu. Ama yine de farkındalık kazanmak, bilgi sahibi olmak her zaman keyif verici. OKB'nin oluşumu, neden bazı insanların takıntılı düşünceler ile daha zor baş ettiği, çözüm önerileri gibi konular daha çok bilişsel davranışçı terapi ekseninde ele alınıyor.
- Alp Karaosmanoğlu & Miray Şaşıoğlu & Nihan Azizlerli - İlişkiler: İlişkiyi başlatmak, sürdürmek, bitirmek üzerine bu 66 sayfalık kısacık kitap çok net bilgiler sunarak bizi birçok yüzleşme ile baş başa bırakıyor açıkçası. Bilişsel davranışçı terapi ile şema terapinin iç içe geçtiği, sayfa sayısının azlığının yanı sıra boyutu da cep kitabı boyutuna yakın, herkese kuşkusuz tavsiye ettiğim aşırı tatlı, tek oturuşta yutmalık bir kitap.
- Elif Şafak - Kayıp Ağaçlar Adası: Elif Şafak ne aşırı sevdiğim ne de sevmediğim bir yazar. Kendisine karşı hislerim karışık. Ama uzun yıllardır kendisini okumuyordum. Yıllaaar önce Aşk, Siyah Süt, Firarperest vs. gibi birkaç kitabını okumuş olsam da güncel eserlerini pek takip ettiğim söylenemez. Ama bu kitabını yeni çıkanlar listesinde görünce bir ilgimi çekti. Adı mı, kapak tasarımı mı bilemiyorum neyin bir anda beni bu kitaba çektiğini, ama alıp okumak istedim. Temmuz ayında satın almışım ama bu ay okumak kısmet oldu. Psikoloji okumalarıma ara verip (çünkü fazla yüzleşme ve farkındalık beni biraz yordu açıkçası arkadaşlar) biraz edebiyata döneyim düşüncesi ile kitaplığıma bakarken bana göz kırptı. 399 sayfalık bir roman, ama üslup akıcı, hızlıca ilerleniyor. Bir ağacın dilinden Kıbrıs'ta yaşananları, özellikle bir Rum ve bir Türk arasındaki aşk hikâyesinin parçasını dinliyor olmayı sevdim, özellikle sonunda bağladığı nokta ile zekice bir kurmaca tekniği olduğunu düşündüm. Detayına girmenin çok net bir şekilde spoiler vermek olacağı bir kitap olduğundan daha fazla anlatamıyorum ancak yazarın Kıbrıs üzerine, ağaçlara dair yaptığı araştırmaları da çok güzel metine yedirdiğini söyleyebilirim.
- Lisa Swerling & Ralph Lazar - Sensiz Ben: Yine canım Ezgi Hoşcan sayesinde keşfettiğim bu minnoş kitap birini çok özlediğinizde ona yollamalık muazzam çizimler içerir desem yanlış olmaz. Sensiz ben şöyle şöyleyim diye ilerleyen kitap sonunda tatlı bir kavuşma ile "oh!" dedirtiyor. Tabi çok fazla görsel paylaşmayacağım kitabın olayı o olduğu için, ancak birkaç seçmece örnek bırakmazsam da içimde kalırdı.
- Jean Teulé - Dansa Davet: İntihar Dükkanı kitabı ile hatırladığımız yazar bu eserinde 1518'de Strasbourg'da görülen dans vebası konusunu ele alıyor. Sefaletten kendi çocuklarını acı çekmesin diye öldüren ya da direkt besin olarak pişirip yiyen aileler, başta endüljanslar olmak üzere halktan aldığı ağır vergilerle semiren kilisenin karşısında açlık ve salgın hastalıklardan kırılan halk, Luther ile ortaya çıkan Protestanlık ve Katolik karşıtlığı, belediye ve kilise çatışması, Türk istilası korkusu gibi muazzam tarihi konuları yazar çok güzel ele almış. Bu kadar çilenin ortasında halktan biri bir anda dans etmeye başlıyor ve peşine büyük bir güruh ekleniyor, aylarca hastalanıp düşene kadar devam eden histerik bir dans. Konunun ilginçliği yazarın üslubu ile birleşince ince ama leziz bir roman çıkmış ortaya.
- Titus Burckhardt - İbn-i Arabi'de Mistik Astroloji: Nostos Yayınlarından çıkan sondaki resimlerle sadece 71 sayfalık bu kitabı ismi dikkatimi çektiği için alsam da astrolojiden çok ağır dille yazılmış bir felsefe kitabı diyebilirim. Pek memnun olarak okumadım açıkçası. Ama günümüz modern astrolojisinde öncü-sabit-değişken olan burçların mobil-sabit-sentetik olarak birebir yansımasını İbn-i Arabi'de görmek, her bir burcu temsil eden bir melek olduğu bilgisi, ilahi niteliklerle bağlantı kurulması konuları yine de ilgimi çekti diyebilirim.
- A. Cansu Kamar - Unutursan Hatırla: Cansu Kamar benim Yakın İlişkiler podcastine konuk olması ile tanıdığım bir psikolog. Konuk olduğu bölümde kendisinin kitabından bahsedilmişti, alışveriş listeme eklemiştim ancak almak yeni kısmet oldu. Ve böylece bu kitapla gerçekten tam da çok ihtiyacım olduğu bir zamanda karşılaşmış oldum. Kitapta aslında hepimizin içsel olarak bildiği ama yaşarken unuttuğu, küçük ama önemli farkındalıklar hatırlatılıyor. Yani gerçekten "unutursan hatırla". Başucu kitabım olmaya aday bir kitap. Yakınımda bulundurup, ihtiyaç duydukça bana bir şeyleri hatırlatsın diye ara ara karıştırmaya devam edeceğim kendisini. Şiirsel bir üslupla yazıldığı ve ağdalı bir dil kullanılmadığı için gayet akıcı bir kitap. Yakın çevreme önerdiğim ve çok güzel dönüşler aldığım bir eser oldu. Altını çizdiğim her yeri yazmamı maalesef bu blog kaldırmaz, ama zor da olsa seçmece bazı alıntılar yapmaya çalışacağım.
- Erlend Loe - Mal Sayımı: Norveç edebiyatına, Erlend Loe'ya, özellikle yarattığı Doppler karakterine aşkım malumdur. Yazarın Türkçe'ye kazandırılan enfes bir eseri daha. Genelde çok uzun romanlar yazmayan yazarımızın bu kitabı da yalnızca 105 sayfa. Kuzey edebiyatının ağdasız, dolambaçsız, yalın ve açık bir şekilde verdiği duygular beni hep yakalıyor. Bu kitapta da artık yaşlanmış, eskisi kadar popüler olmayan şairimiz Nina Faber'in son şiir kitabının yayımlanmasından sonra başına gelenleri okuyoruz. Spoiler vermeyeceğim ama hayatını uçlarda yaşayan tipik bir Erlend Loe karakteri Nina. Bayılarak okuduğum bir eser. Her Erlend Loe eseri gibi kuşkusuz tavsiyem.
- Uçurtmanın Kuyruğu: Bursa DT'nin iki başarılı oyuncusunu izledik. Çok katı bir disiplin ile yetişen çocuğun ne kadar büyüse de içinde hâlâ yaşayan travmasını çok sert bir şekilde işleyen bir oyun.
- Hey Gidi Günler: Süheyl ve Behzat Uygur kardeşlerin muazzam isimlerle çocukluktan bu yana muazzam anılarını biraz nostaljik, biraz komedi tadında müzikle de destekleyerek sunduğu o harika konsept. Gerçekten bu yıl en eğlendiğim organizasyonların başında kendisi.
- Periferi: Ankara DT bu oyununda tüm Avrupa'da dışlanan, şehir dışında konaklamalarına izin verilen çingenelerin aslında tüm dünyayı evleri olarak görmesi, evrenle kurdukları o muazzam organik ilişkiyi çok başarılı olarak sergiliyor.
- Kontrabas: Ankara DT'nin tek kişilik bu oyununu genel olarak sevsem de kontrabas ve müzik tarihine ilişkin bazı detaylı bilgilere çok boğulduğumuz sahnelerde benim de sıkıldığımı söylemem çok da yalan olmaz açıkçası. Ama oyun zaten çok uzun sürmediği için o kısımlar tolere edilebilir seviyede bence.
- Yalan Kozası: Erzurum DT'nin bu oyunu gerçekten sarsıcı bir polisiye. Doğum sonrası anne travmasını çok çarpıcı işlemiş. Oyun boyunca gerim gerim gerilmek garanti diyebilirim, özellikle ses efektleri ile gerilim çok fazla desteklenmiş.
- Hisseli Harikalar Kumpanyası: Ankara DT'nin bu klasik müzikali ile yılın kapanışını yaptım. 3 saat süren muazzam bir şölen. 2023'ün son tiyatrosu olmaya bence fazlası ile layık, mükemmel denk geldi.
- Atatürk 1881-1919: Sinemada izlediğim bu film gerek senaryo gerek oyunculuklar gerekse görsel başarı yönünden beni tatmin etti. 2. partını da sinemada izlemeyi planlıyorum. Bugüne kadar çekilen Atatürk filmleri içerisinde belki de en başarılı bulduğum iş.
- Ölümlü Dünya 2: Dört gözle beklediğim, vizyona girdiği gün akşam koşarak gidip izlediğim ve ilk defa bir devam filminin hayal kırıklığına uğratmadığı o film. Yine çok ama çok eğlendim.
- Cadı Üçlemesi 15+: Mubi'de dolaşırken görüp kaldırılmadan izleyeyim dediğim o belgesel film. Aslında bir üçlemenin 2. filmi, ancak internette Cadı Üçlemesi 13+'yı bulmam mümkün olmadı. Gerçi o konu yönünden bu 2. filmden baya farklı bir esermiş. Bu filmde ise kendilerine şiddet uygulayan kocalarını öldüren ve hapiste olan Aylin Işık ve Havva Zor yazdıkları mektuplar ışığında anlatılıyor. Filmin bence en eksik kısmı her ne kadar olayların o noktaya gelmesini detaylıca anlatsa da esas cinayet anına ilişkin kısmın oldukça yüzeysel kalması.
- Şimdiki Zaman: Hasta yatarken Mubi seyahatimin bir diğer filmi. Amerika'ya gidebilmek için paraya ihtiyacı olan, bunun üzerine bir cafede fal bakmaya başlayan Mina ve etrafında gelişen diğer olaylar. Rant sistemine de eleştirel bir göz kırpan film beni o kadar yakalayamadı açıkçası. Monoton bir akış beni sıktı genel olarak.
- İstanbul İçin Son Çağrı: Netflix'te yer alan, o deli gibi reklamı yapılan Kıvanç ve Beren romantik filmi. Bana göre fazla sıradan bir film, vakit boşluğunda gider.
- Kuş Uçuşu 2. Sezon: İlk sezonunda bol kaoslu bol entrikalı dizimiz 2. sezonda da kaldığı yerden devam. Seviyorum böyle Ufak Tefek Cinayetler tadındaki entrikalı dizileri. Sezonun son sahnesinden anladığım 3. sezon ile devam edecek gibi.
- Yaratılan: Osmanlı usul Frankenstein uyarlaması diyebiliriz. Oyunculuklar ve senaryo başarılı ama sonu beni hiç tatmin etmedi. Son bölüme kadar baya sarıyor ama.
- Mezarlık: Bu ay bol bol Birce Akalay izlemişim. 4 bölüm bu dizi ama bölümlerin süreleri fazla uzun. Ateş, su, toprak, hava üzerinden 4 kadın cinayetini işleyen bir polisiye, yeni izleyebildim ve başarılı buldum.
- Terzi: Bayadır izlemeye başlayamadığım diziye 3. sezon gelince baştan başladım. Gülseren Budayıcıoğlu kalemi beni kendine çekmeyi hep başarıyor sanırım, gerçi bu dizide beni çeken bir diğer unsur da Çağatay Ulusoy tabi ki, inkar etmeyeceğim 😅Arka arkaya birkaç günde 3 sezon devirecek kadar beni sardı senaryo.
- Göremediğimiz Tüm Işıklar: Bir romandan uyarlama olan bu dizi 2. Dünya Savaşı sırasında Fransa'da geçiyor. Alman işgalinde, cezası ölüm olmasına rağmen radyo yayını yapan kör bir kız ve görevi onu yakalamak görevi olduğu hâlde çocukluğundan gelen bir nedenle bunu yapmayan radyo uzmanı bir Alman asker, Fransızları kurtarmak için gelen Amerika ordusu ve karşılanması. Görsel yönden de başarılı, güzel bir dizi.
- Disenchanment 5. Sezon: Final sezonunu hemen izleyip bitirmemek için direndim ama yine olmadı, ancak aralık ayına kadar dayanabildim maalesef. Muazzam bir 10 bölüm daha. Bu diziyi ne kadar sevdiğim kendisi için ayrıca yazı yazmamdan malumunuz (okumayanlar için linkimiz https://hayatabaktigimpencereler.blogspot.com/2022/02/disenchantment-4.html) Yine tarihsel eleştiriler, bilim, sihir, aile travmaları, psikoloji bilimi eleştirisi, aşk gibi birçok konu ile gelmiş sezon. Son bölüm biraz mutlu son tadında olmuş, ama ben bu diziye daha kaotik bir son yakıştırırdım. Çok özleyeceğim bu diziyi kuşkusuz.
- Birkan Nasuhoğlu - Çok Fena Mecburum
- Tan Taşçı - Urfa'nın Etrafı Dumanlı Dağlar
- Can Kazaz - Öncesi Sessizlik
- Can Bonomo - Araba
- Sagopa Kajmer - İstesem de Söyleyemem
- Emir Can İğrek - Boşuna Nefes Tüketme
- Sertaç Özgümüş - Şahsiyet II. Fasıl (Orijinal Dizi Müzikleri *Henüz 2. sezonu izleyecek fırsatı bulamadım ama müzikler yine efsane 💖
- Teoman & Genco Arı - İmiş, Bahçede (Özdemir Asaf 100 Yaşında)
- Nilipek - Çırılçıplak (Özdemir Asaf 100 Yaşında)
- TNK - Yoz Şarkı (Özdemir Asaf 100 Yaşında)
- Mezar Turizm - aklıma takılıyor
- Hüsnü Arkan - fer
- Demir Demirkan & Hayko Cepkin - Kahpe
- Mavi Gri - İlaç Ol Yaralarıma
- İkiye O Kala - Çözülüyorum Sana
- Piers Faccini & Can Kazaz - Zahit Bizi Tan Eyleme
- Kendimden Hallice - Seni Bulmak İçin Kayboldum
- Semicenk - Karışık Kaset albümü
- Teoman - Denizdeyim (Olta Dayanışma 14)





.jpeg)
.jpeg)


.jpeg)


















"Hayatta her şey çabayla ilgili değil"
YanıtlaSilsanırım uzun yıllar etrafında dolandığım dolanık meselem.
bir yerde okumuştum; bazen bazı sorunların çözümü yoktur, etrafında çabalamak bile hayatta başka konularda size yol açar, derinlik sağlar.
Bu da benim için bu minvalde konulardan biri oldu.
aşırı analiz de bir yerde kaçış mekanizmasıdır, bilirsin.
meşrebine göre kiminin kader, kiminin şans dediği faktörünün hayattaki yeri konusunda yeterince cesur bakamıyoruz.
doğamız gereği bu evrende rastgeleleğin içinde kendimizin cüzi iradelerine aşırı anlam atfetmiş varlıklarız.
tabiatımızla savaşmamız gerekmez elbette değerli hissetmek güzel şey ancak bu duygunun bize yüklediği aşırı sorumluluğun toksik yanlarını da ayıklayabiliriz farkındalıkla.
ben buna alternatif olarak şöyle bir açılım yaptım idrakimde.
ben yaptıklarımdan sorumluyum, sonuçlardan değil.
zira sonuçlar, içinde benim olmadığım milyarlarca başka parametreyle ilgiliydi ve bunlar sebebiyle suçlu ya da başarılı hissetmeme gerek yoktu.
ben yalnızca kendi eylemlerimin tatminini yaşamaya başladım.
sorumluluk alanımı sınırlandırdım.
bol şans dilerim! :)
Muazzam bir açıklama getirilmiş oldu konuya, yazı kadar bu yorumun da okunmasını o kadar isterim ki :)
Sil