İKİ FOTOĞRAF VE BİR YÜRÜYÜŞLE GELEN İLHAM, STOACI EĞİLİMLER

        

    Selam selam selam,

    Ansızın bir ilham ile gelen bir yazı bu. Uzun zamandır mecbur hissettiğim hiçbir şeyi yapmamak gibi bir isyan içerisindeyim, o yüzden zaten blog için yazı yazmalıyım hissi olsa asla yazmazdım gibi. Bu aralar kendi içime döndüğüm bir dönem. Artık böyle zamanlarda neden diye dert edinmeyi bırakıp, kabul edip o doğrultuda yaşıyorum ve bu çok iyi geliyor. Bazen beden bazen bilinçaltı neye ihtiyacı olduğunu bizim zihin düzeyimizden daha net sezip sinyal veriyor gibi geliyor bana böyle anlarda. O yüzden o bilgeliğe güvenip isteklerini ona vermek sanki daha makul olan. Ben de o yüzden pek sosyalleşmeyi seçmiyorum, kısıtlı iletişimler kuruyorum, okuyorum, dinliyorum, izliyorum, mevsim şartları elverdikçe yürüyorum. Ve tam olarak bunların bana iyi geldiğinin kanıtı olarak bu yazıyı yazıyorum.

    Stoacının Günlüğü diye bir kitap okuyorum şu sıralar. Hayli zaman Stoa okumuş, bu felsefeye hayran olmuş ve hayatına aktarmak için elinden geleni yapan biri olarak bana biraz light geldi tabi ki kitap. Artık yıl düşüncesi ile 366 güne ortalama birer sayfa ayrılmış, Stoacı filozoflardan küçük pasajlar alınmış ve altı kitabın yazarları tarafından doldurulmuş, Stoa nedir ve hayata nasıl uyarlanır temalı bir kitap. Dediğim gibi alıntı yapılan filozofları okumuş, hâlen de ara ara dönüp okuyan birisi için biraz soft bir kitap. Ama Stoa çok okumadım, merak ediyorum diyenler için mükemmel bir başlangıç kitabı bence. Peki ben neden almıştım? Dediğim gibi bu felsefeye sonsuz inanan ve takip etmek isteyen biri olarak bu isimde bir  kitabı almamam imkansızdı. Peki madem light buldun neden okumaya devam ediyorsun sorusu gelirse de bunun da cevabı hatırlamak için. Hani bazen klişe dediğimiz basit gerçekleri duymak aydınlanma yaratabilir ya, onun gibi bir etki benim için. Bak bunlar vardı ya, hah işte hatırla demek için. Kendime bir defter ayarladım, kitabı okurken kendime bazı sorular sorup altını dolduruyorum, kendimi tanımak için yıllardır yaptığım bir yöntemi kitapla birleştirdim yani. Bu soru sorup sonrasında cevaplamaya terapi ile başlamıştım, bir nevi kendi kendine terapiye de dönüşüyor benim için. İnsan terapiye yıllarca emek verince o soruları terapist gibi sorup danışan gibi cevaplamada ustalaşıyor sanırım 🍀

    Gelelim esas bu yazının ilhamı olan kitap sayfasına ve yürüyüşte çektiğim fotoğrafa. Kitap sayfasında altı çizili kısım ile başlamak istiyorum. "Gönülsüz, bencil, özensiz ve muhalif olma." Bakınca kolay ve bence de dedirten ama uygulaması benim için zor. Şu hayatta ne kadar çok şeyi mecburen ve bu sebepten de gönülsüz yaptığımızı bir düşünün lütfen, hatta bazen yine aynı sebeplerden özensiz. Mükemmeliyetçi insanlar gönülsüz olsa da optimum düzeyde özenli yapıyor, gözlemim bu doğrultuda ama mükemmeliyetçiliği en son güzelleyecek insanım, çok çektim ve çekiyorum malum kendisinden. Bencillik sağlıklı egonun zıttı gibi geliyor bana, sağlıklı egoyu hepimize diliyorum. Gelelim en zor kısmına muhalif olmamak. Bu hayatta benim için en zor şeylerden biri sanırım bir şeyi eleştirmeden durabilmek. Ve beni baya memnuniyetsiz kıldığının farkındayım, ama yine Allah kahretsin bu mükemmeliyetçiliği. E daha iyisi yapılabilir ya, nasıl eleştirmem demekten kendimi alabildiğim gün ermişliğe adım attığım gün olacak bence.

    Alıntının devamında "Fikirlerini süslü sözlerle boyamaya çalışma." diyor, bu kolay benim adıma, bayılırım net, açık iletişim kurmaya, sadede gelmeye. Veee geliyorum asıl can alıcı yere, "Neşeli ol ama kimseden yardım bekleme ya da kimsenin seni rahatlatmasını umma. İnsan kendi ayakları üzerinde durmalıdır, başkalarının değil." Okuyunca beynimden vurulmuşa döndüm. O kadar ama o kadar ben ki. Bu olsun diye yıllardır verdiğim çaba, her şey gözümün önünden geçti. Sonrasında ne oldu peki? Yardım isteyememem, birinden yardım alabileceğimin aklıma dahi gelmediği o anlar ve bunun üzerine terapide çalışmamız geldi aklıma. En zor zamanlarda bile ben bunu nasıl hallederim diye sorarım hep, birileri hatırlatmadıkça yardım alınabileceği aklıma dahi gelmez. Terapide çalıştıktan sonra daha farkındalıkla yaklaşınca, belirli konularda da yardım almak zorunda kalınca bu sefer de şunu fark ettim ki ben yardım almayı zayıflık, acizlik, güçsüzlük olarak görüyorum, yardım alınca özgürlüğümden feragat ettiğimi, ben olmaktan ödün verdiğimi hissediyorum. Bakın bu tespitler yeni, bir sonraki terapinin konusu ehehe. Ama bu farkındalık bile büyük bir ilerleme benim adıma. Yani Stoacı felsefeyi yaşamaya çalışırken de yine bir Stoa öğretisini gözden kaçırma Tuğçecim, her şey dengeli, dengede olmalı, aşırılıklardan uzak durmalı. Her şeyi ama her şeyi kendin yapmaya çalışman, yardım istememen, yardım alman gerekince kendini aciz, özgürlüğüne ket vurulmuş hissetmen de aşırılık. Büyük ölçüde bireysel bir insansın zaten, emin ol elimize alıp kafamıza koyduğumuz çoğu şeyi de yaparız, buna da çok eminim, o yüzden  sürekli yardım almadan ilerleme şovunu ne kendimize ne başkasına yapmaya ihtiyacımız var, kendini kendine çoktan ispatladın ve bu gayet yeterli. Mükemmel olamayacağımızı da kabul etme aşamalarındayız ya hani, e işte bu yardım alman gereken yerler de mükemmel olamadığın alanlar olsun be çiçeğim, yüklenme bu kadar kendine. Olanı gör, öğrenmen gerekeni öğren, sonra oyna devam. Bir diğer Stoa öğretisinin ya da kabul ve kararlılık terapisinin dediği gibi; olanlar kontrolünde ise çabala, kontrolünde değil mi, o zaman kontrolünde olmadığını kabul edip ona göre olayın içindeki duruşunu belirle.

    Son olarak gelelim yürüyüşte çektiğim fotoğrafa. Ben yürürken çoğunlukla psikoloji içerikli bir podcast dinleyip üzerine düşünmeyi seviyorum. Aynı zamanda da doğa ile bağımı koparmıyorum. Ağaçlara, çiçeklere, kedilere, kuşlara, gökyüzüne de dikkatimi vererek yürüyorum. Çok tatlı farkındalık anları çıkarıyor bu yürüyüşte doğaya verilen dikkatler. Fotoğraf da sık çekerim böyle beğendiğim anlarda. Genellikle doğaya ait şeyleri çekerim, hatta binalar gibi insan yapımı şeyler fotoğraflarda çıkmasın diye de çabalarım. Ama bugün iki jetin gökyüzünde geometrik ve simetrik bıraktığı bu izi yapay da olsa çekmek istedim. Sonra böyle geometrik ve simetrik görsellerin beni ne kadar rahatlattığını, iyi hissettirdiğini fark ettim. Devamında bir gülümseme eşliğinde gelen o farkındalık anı; ne şaşırtıcı Tuğçecim demi ya ahahah, hayatın her alanında keskin, net çizgiler isteyen, flu alanlardan nefret eden bir insan olarak sen neden seviyorsun böyle şeyleri acaba 😅

    Toparlayacak olursam neden kendimleyim, neden okuyor, dinliyor, yürüyorum bugün bir kez daha anladım. Kendi üzerimde daha fazla çalışma ihtiyacı hissettiğim bir dönem bu. Buna direnmek yerine ihtiyaçlarım doğrultusunda hareket edince yaşadığım farkındalıklar ise inanılmaz 💜Direnip zorla insan içine karışmaya falan çalışsam Allah bilir ne mutsuzluklar yaşardım. Hepimize kendi iç sesimizi duyabildiğimiz, ona direnmek yerine onunla uyumlanıp yaşayabildiğimiz bir ömür ve keyifli pazarlar diliyorum 🌿Murat Menteş'in kaleme aldığı, hikayenin yanı sıra oyunculukları da muazzam olan Dehşet Bey'i film, oradan aldığım ilhamla da Sagopa Kajmer'den Bir Çok Kez Öldüm'ü de şarkı tavsiyesi olarak bırakıyorum 💫

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

I'm here, again

"Aile tüm kötülüklerin iyi niyetle yapıldığı yerdir"