DISENCHANTMENT: 4. SEZONA GİDERKEN
Disenchantment aykırı prensesimiz Tiabeanie'yi (yazının devamında dizide de daha çok kullanılan Bean kısaltmasını tercih ettim) merkez alarak Dreamland Krallığı'nı bizlere esprili bir dil ile sunan ve mizahını oldukça kaliteli bulduğum bir dizi. 9 Şubat tarihinde 4. sezonun geleceği müjdesini alınca ilk 3 sezon üzerinden bir yazı hazırlamak istedim.
Disenchantment'in kelime olarak tercümesi karşımıza "büyü bozumu", "büyüyü çözme", düş kırıklığı", "gözünü açma" olarak birçok farklı şekilde çıkıyor. Ve dizinin tamamını düşününce bence tüm anlamlar içeriği karşılayabilir nitelikte.
Dizinin mizahı benim mizah anlayışımı oldukça tatmin eden bir tarzda başta da belirttiğim üzere. Ama diziyi sadece komedi olarak görmek eksik kalır gibi. Bu yüzden bölümlerden örnekler sunarak biraz diziyi incelemek istedim.
YAZININ BURADAN SONRASI BİR MİKTAR SPOİLER İÇEREBİLİR
Dizide birçok açıdan Orta Çağ eleştirisi oldukça hakim. Daha 1. sezonun ilk bölümünden başlayarak birçok bölümde Veba Salgını vurgusu sıklıkla yapılıyor. Çeşitli bölümlerde kralın mutlak otoritesi eleştirisi de oldukça keskin. Örneğin 1. sezon 6. bölümde Kral Zøg halktan hediye adı altında zorla ürün alıyor ve sözde onları kutsuyor. Başkaca eleştirilere bakacak olursak 1. sezon 5. bölümde insanların sürekli çalışması ve asgari ücretin yetersizliği, 3. sezon 4. bölümde fabrika işçilerinin çalışma şartları, 1. sezon 8. bölümde halkın eğlence ile uyuşturulup kralı sorgulamamasını sağlamak gibi eleştiriler yer almakta. 2. sezon 6. bölümde kralın sözde yardım ettiği elflerden kısa süre sonra çok ağır vergiler alması da kralın otoritesinin her zaman kendisine fayda sağladığını gösteriyor. 2. sezon 8. bölümde tiyatro oyununda kral rolü bulunması krallıkla dalga geçtiği gerekçesi ile dine aykırılık ve vatana ihanet suçu olarak görülüp oyuncular idam edilmek isteniyor, sansüre ilişkin muazzam bir sahne. Yine tiyatroda kadınların yer alamayacağının belirtilmesi de tiyatronun tarihsel çizgisini de yansıtmakta. 2. sezon 9. bölümde ise büyük bir yangına acil müdahale edilmesi gerekirken kralların hâlâ bürokrasiyi sürdürme çabasına Bean'in hepimiz gibi çıldırmasına şahit oluyoruz. 3. sezonun son bölümünde insanları öldürmek yerine hapsetmenin daha modern bir yargılama olduğunu belirten Bean ile ceza adaleti sisteminin tarihsel gelişimini de realist bir şekilde görmüş oluyoruz.
Kralın rahatsızlığı üzerine 3. sezonda küçük yaştaki prensi tahta çıkarıp aslında krallığı devletin üst düzey görevlilerinin kendi istediği gibi yönetmesi tarihsel bir kesitin güzel bir yansıması. Devlet ve din ilişkisi de güzel işleniyor bu bölümlerde.
Kilise sahneleri ile yeni bir din çıktığını açıkça belirten bölümler mevcut. Ancak yeni din övgü yerine eleştiriye konu oluyor. 1. sezon 5. bölümde altından yapılan bir tanrıya yoksullara yardım etmesi için dua etmek yerine bu altını eritip yoksullara dağıtsak ya diyen Bean'e rahibenin "kafir, tanrının evine nasıl mantık sokarsın" cevabı belki de bu eleştirinin en net örneği. 2. sezonda da din eleştirisi devam ediyor, 2. bölümünde Tanrı'nın Jerry'i daha güçlü kılmak için dünyada çok acı ile sınaması ve dünyadaki kötülükleri de Tanrı'nın yaratmasının eleştirisi oldukça güçlü. 2. sezonun son bölümü aykırı herkesin cadı ilan edilmesi, cadı avı, adalet eleştirisi, halkı bir arada tutabilmek için sürekli bir günah keçisi ilan eden din temalarını işliyor. 3. sezonun ilk bölümünde de halkı engizisyon ile tehdit etme teması işleniyor.
2. sezon 7. bölüm, 3. sezon 3. bölüm gibi bazı bölümlerde alt tabaka halkın bir gün devrim yapacağı vurgusu da diziye yine esprili bir şekilde yedirilmiş.
Dizi tarihsel vurgular yanında aile ve çocuk yetiştirme üzerine de sağlam eleştiriler barındırıyor. 1. sezonun 3. bölümünde Kral Zøg Bean'in yoldan çıktığını, bağırıp çağırdığını yani elinden geleni yaptığını söyleyerek baskıcı ve cezalandırıcı bir ebeveyn olduğunu açıkça dile getiriyor. Yine aynı bölümde Bean kaderi üzerinde hiçbir söz hakkı olmadığı için kendini alkol, uyuşturucu ve kötü dostlara verdiğini belirterek temelde yatan probleme dikkat çekiyor. İlk sezonun birçok bölümünde Bean'in annesi Dagmar'ın ölümü sonrasında uyumsuz bir çocuk olduğuna yer veriliyor. Dagmar'dan sonra tekrar evlenen kralın yeni ailesi ile daha kuvvetli bir ilişki kurarak Bean'i arka plana atmasının da olumsuz etkileri 1. sezon 6. bölümde işleniyor. Annesinin ölmeyip taşlaştığını öğrenen ve annesine yeniden kavuşan Bean annesinin kötü biri olması, hain planları ve özellikle kendisini bir kehanet için doğurduğunu anlamasını üzerine ailevi travmalarına yenilerini ekliyor.
Son olarak dizinin bazı bölümlerinde yakaladığım hayata dair güzel felsefi yaklaşımlara yer vermek istedim. 1. sezon 1. bölümde Bean tüm mutsuzluğu ile herkesin mutlu olduğu bir yere gitmek isterken dünyanın en mutlu krallığı olan Elfwood'da Elfo ise tam tersi insanların mutsuz olabildiği bir yere gitmek istiyor. Bu aslında nerede değilsek orada mutlu olacakmışız, tüm sorunlarımızın kaynağı bulunduğumuz yermiş bakış açımızın diziye güzel bir yansıması. Yine bu ilk bölümde "kader saçmalık, geleceği biz belirleriz" cümlesi ile aslında kaderi tanımlamamızın yanlışlığı, önceden keskin sınırlarla belirlenmiş bir kader olmadığı, bizim elimizdeki tercihlerle birçok şeyi değiştirebileceğimiz vurgusu yapılıyor.
1. sezon 8. bölümde kralın ölümsüzlük arayışı filozof Malfus tarafından muazzam bir eleştiriye uğruyor. Bir hata yapıp ölümsüz olan Malfus herkesin aslında yanlış bir şeyin peşinde olduğunu, çünkü ölümsüzlüğün tekdüzelik ve tekerrürden ibaret olduğunu söylüyor. Bu da aslında hayatlarımızı kıymetli kılan şeyin belirli bir süresi olması olduğunu bize hatırlatıyor.
1. sezon 10. bölümde tek gözü olmayan Tess'e her gerçeği gösteren sihirli küreyi göz olarak veriyorlar ve Tess bir süre sonra gerçeklere dayanamayıp gözü iade ediyor. Tatlı iblisimiz Luci de insanların gerçek hayatta da gerçeklerden aynen bu şekilde kaçtığını belirtiyor. Hayatta tüm gerçekleri bilmek bizi sahiden de çok mutsuz kılardı. Bu yüzden yalanlar söylüyor, hatta daha da önemlisi bu yüzden söylenen yalanlara inanmak istiyoruz belki de.
2. sezon 4. bölümde dünyada hiçbirimizin istediğinin tam olarak gerçekleşemeyeceği ve yine insanın kendini ait hissetmediği bir yerde ne olursa olsun kalamayacağı Ursula karakteri üzerinden muazzam bir şekilde vurgulanıyor. Yine 2. sezonun 8. bölümünde ise rüyaların bilinçaltımızın bir yansıması olduğunu, bu sebeple onlardan kaçamayacağımızı, altında yatan sorunu bulup üzerine giderek çözmemiz gerektiğini Bean üzerinden anlıyoruz. Çözüm de hislerimizi içimize atmak yerine özellikle de sanat ile ifade etmek. Yazmak çoğumuzu kurtaracak ✨
Dizinin birçok bölümünde aykırı insanların dışlanması vurgusu yer almakta ise de özellikle 3. sezonun 5. bölümde ucube gösterisi bu konuyu çok daha açık bir şekilde işliyor. İnsanların kendilerine benzemeyen herkesi nasıl dışladığını, yargıladığı ve anlamak için en ufak bir şekilde çaba göstermediğini anımsıyoruz.
Dizide aşka ilişkin vurgular da keyifli. Boşanma sonrası hayal kırıklığı yaşayan Kral Zøg "bir daha kadınlarla işim bitti, yalnızlık muazzam" dediği bölümün daha yarısında başkasına aşık olur. Ne kadar da tanıdık bir sahne hepimiz için değil mi. Yine aşka aşık olan Elfo'nun sırf hayatında bir aşk olsun diye bir tekneye bile aşık olması hepimizin hayatındaki açıklayamadığı ilişkilerin kısa bir özeti gibi.
SPOİLER BİTTİ
Tavsiye ettiğim herkesi bağımlısı yaptığım Disenchantment'a bu yazıyı borçluydum, hem bana da yeni sezon öncesi hatırlatma izlemesi imkanı vermiş oldu. Umarım bu yazıyı okuduktan sonra 4. sezonda buluşuruz 🍀Belki 4. sezona ilişkin de ayrı bir yazı gelir ilerleyen günlerde. Pazara da güzel eşlik edecek bu dizi önerisi ile keyifli pazarlar dilerim herkese 🌟
Yorumlar
Yorum Gönder