TEMMUZ & AĞUSTOS RAPORU
Eylülün ilk gününden kocaman bir merhaba,
Tam bir yaz insanıyım ama Eylül sevdam da bambaşka. Belki de doğum günümün etkisi var bunda. Küresel ısınma da bana kıyak geçip -burada ironi bulunmaktadır- Eylülü yaz ayı hâline getirdi ve sanırım ikilik sona erdi. Hışırdayan yapraklarda yürümeye biraz daha var ama Starbucks gözler senin üzerinde, azıcık hava soğudu anda yapıştır pumpkin spice'ı, zira gözümüz yollarda kaldı.
Haziranda yeterlilik sınavı sonrası rahatlama hayalleri kurarken Temmuzdaki muazzam sınav görevleri, kâğıt okumaları bana ce-e yapınca Ağustos'ta koşarak Kayseri'yi terk ettim. Bir haftalık tatlış bir İzmir kaçamağım var. Birazcık görsel eşliğinde burada anlatayım (instaya reels yapmamışçasına):
*Boyoz, kumru, bomba üçlemesini elbette yaptım.
*Güzel bir serpme kahvaltı yaptım.
*Urla'ya gidip Çeşmealtı'nda muazzam bir deniz seyrine daldım, Sanat Sokağı'nı gezdim, şarap evine de uğramadan dönmedim.
*Fotoğrafa fazla boğmadan Alsancak, Bostanlı, Asansör kısımlarını geçiyor ve Özdere'nin güzel denizi ile İzmir bahsini kapatıyorum.
Tatil de yaptım, kendime dinlenmek için izin de verdim ama çalışmaya dönmek için motivasyon bulmada epey zorluk çekiyorum. Akademiye adapte olmam bu sefer gerçekten vakit alacak gibi, Eylül'e güvenmek istiyorum ama siz yine de bu yazıyı okurken bana bu konuda şans dileyin lütfen 🙏
NELER OKUDUM?
- Murat Menteş - Afili Hafiye: Yine Menteş yazdı, ben de havada kaptım. Şimdi bekle bakalım Tuğçe Hanım yıllarca yeni kitabı. Yine muazzam bir kurgu, yine dahiyane fikirler, yine en sevdiğim türden kara mizah. Az ve kısa alıntı paylaşmak için elimden geleni yapacağım.
"Bu romanda 'gerçek' kelimesi gerçek anlamında kullanılmamıştır."
"Aşk, beyninizin başınızı belaya sokmasıdır."
"Hayat acayip. Bizimle ilgili pembe hayaller kuranlar vardır ya da yoktur. Fakat şu kesin ki hepimiz birilerinin kara listesindeyiz."
"Her insan bir istisna mı sahiden?"
"Aile denen kapalı kutuda herkesin kaybettiği muharebeler silsilesi..."
"Dolayısıyla bizler, gerçek kişiler değiliz. Gerçek kişiler romandadır."
"Kainat bir müsveddeydi ve yırtılıyordu."
- Murat Menteş & Hakan Karataş - Tabancalı Kız: Bekletebildiğim nadir Menteş kitaplarından. Canım Menteş yazmış, Karataş da mükemmel çizmiş. Kader Kardinal için Türkan Şoray'dan izin alınmış ve onun gibi çizilmiş, fakat tek karşılaştığımız ünlü o değil, çizgi romanı okurken çok sık tanıdık simalar ile karşılaşıyorsunuz. Menteş & Karataş ikilisi Derde Deva Randevu serisinden beri muazzam işler çıkarıyor zaten. Çizgi roman olduğu için çok kolay akıyor, alıntı paylaşmayacağım, o muazzam kapağı ekleyip bir sonraki kitaba geçelim.
- Oya Uysal - Yolu Yalnızlığıma Düşmedi: Oya Uysal'ı ilk kez okudum ve ilginç bir şiir dili var. Beğendiğim, altını çizdiğim yerler benim için yeterli. Şiir olduğu için çok fazla alıntıya yer vermeyeceğim, şiir sevenler kitabı alıp şans verebilir bence.
"biz uyurken yıkayıp taramışlar yeni günün saçlarını."
"Ayağı aksak iskemledir bir yaştan sonra ömür"
"Mademki hayra yorduğun rüyadaki şerri gördün"
- Matt Haig - Zamanı Durdurmanın Yolları: Tatilin daha uçak yolculuğu kısmı ile başladığım o tatil kitabı. Bir rahatsızlığı sebebi ile 439 yaşında olmasına rağmen 41 yaşında gözüken bir adamın öyküsü. Tarihin büyük bölümüne tanıklık etmiş birisi hayata başka bir anlam veriyor, gözümüzde büyüttüğümüz şeyler küçülüyor ya da bazen gözümüzden kaçan şeyler esas yaşamımıza anlam katıyor. Sürükleyici bir eser, sevgili Benedict Cumberbatch de aynı şeyi düşünmüş olacak ki dizi yapma kararı almış (Sherlock oynamamak için elinden geleni yaparken Benedict). Dört gözle izlemeyi de bekliyorum.
"İnsanların kendi dünya görüşlerine uymayan şeyleri kabul etmemeleri kuraldandır."
"Ama sıradan bir hayat mutluluğu garanti etmiyor."
"İnsanlığın gelişimi doğayla aramıza koyduğumuz mesafeye bağlıydı sanki."
"Zamanın verdiği bildik bir ders bu. Her şey değişir ve hiçbir şey değişmez."
"Aşk, anlamı bulduğun yerdir."
- Matt Haig - Yaşama Tutunmak İçin Nedenler: Kendisini intihar eşiğine kadar getiren majör depresyonunu anlatıyor yazar bu kitapta. 13 yıl sonra ancak kaleme alabilmiş o günleri. Birinci ağızdan depresyonu dinlemek insana başka bir pencere açıyor bence. İlla depresyon yaşamak gerekmiyor, çevremizde yaşayanlara destek olabilmek için de okuyup anlamlandırmalıyız bence. Ve sevgili Haig bu depresyonu aştıktan sonra yazar olduğunu söylüyor. Bazı dipler bazı zirvelere gebe demek ki. Belki o depresyon olmasa bugün Matt Haig en çok satanlarda, eserleri 30 küsur dile çevrilen bir yazar olamayacaktı.
"Çünkü benim karanlıktan kurtulma yolunu bulmamı sağlayan biraz da okuyup yazmak oldu."
"Istırap, rekabete dayalı bir spor değildir."
"Çocukluğum geçip gitti. Kaygılarsa benimle kaldı."
"Evrensel kesinliklerin yokluğunda, sanırım kendimizin en iyi laboratuvarı yine biziz."
"Ne olacak? Ne fark eder? Normalin kesin bir tanımı yoktur. Bu gezegende normalin yedi milyar farklı hâli bulunur."
"Yaşam muğlaklığıyla güzel."
- Matt Haig - Nevrotik Bir Gezegenden Notlar: Niyet ettim Matt Haig'in yazdığı ve Türkçeye çevrilmiş tüm eserleri okumaya 😀 Bu da çocuk kitapları dışında (ben kesin onları da alır okurum, izleyin ve görün) sonuncusu idi, tamamladım. Bu kitapta Haig mevcuttaki bu kadar gelişmiş dünyaya ayak uyduracak kadar evrimleşememiş bizlerin yaşadığı sorunların çok normal olduğunu ortaya koyuyor. Biz kaygılıyız, çünkü dünya nevrotik. Modern zaman mağduru olan hepimizin kesinlikle okuması gerektiğine inandığım bir eser. Zira birçok konuda beni rahatlattı. Ama aynı zamanda dikkat etmem, kendimi korumam gereken şeyleri de fark ettirdiği için birtakım görevler de yükledi. "Çılgın bir dünyada çıldırmadan" nasıl yaşayacağımıza dair ipuçları.
"Bu kitabın amacı her şeyin felaket durumda olduğunu, hep birlikte hapı yuttuğumuzu söylemek değil çünkü o iş için zaten Twitter var."
"Bazen zihnim bana, bir sürü pencere açılmış bir bilgisayar ekranı gibi geliyor. Masaüstü darmadağın."
"Kendimle fazla ilgili olmam beni endişelendirip kendimle daha fazla ilgili olmama neden oluyor."
"Şimdide yaşamaya teşvik edilmiyoruz. Başka bir yerde yaşamak üzere eğitiliyoruz: Gelecekte."
"Sorunun kısıtlı zamanımızın olması olmadığı ortada. Daha çok diğer her şeyin aşırı yüklemesi altındayız."
"Aşırı düşünme ve korku. Aşırı yüklenmiş zihin bir kırılma noktasına ulaşır ve panik buradan içeri sızar."
"Nasıl biri olmanız gerekiyorsa öyle doğdunuz ve hâlâ öylesiniz. Asla başka biri olamayacaksınız; bunun için çabalamaktan vazgeçin. Dublörünüz yok. Yalnız kendiniz olabilirsiniz. Onun için kendinizi asla siz olmayacak insanların görüşlerine göre yargılamayın ve kendinizi onlarla kıyaslamayın."
- Raymond Carver - Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz: Pek öykü türü seven biri değilim, bu kitabı da öykü olduğunu bilmeden, adı sebebi ile almışım. İnsan ilişkilerinden kesitler sunan, durum öyküsü tarzına daha yakın öyküler içeriyor. Ancak hiçbir öykü tam olarak bir yere bağlanmıyor. Sanırım yazarın amacı biraz da bu. Fakat ben net bir sonu olmayan filmlere bile tahammül edemeyen bir insan olduğum için ne yazık ki kitaba bayılamadım. Güzel bir üslup, yerli yerinde tespitler olsa da bu havada kalmışlık beni rahatsız etti.
"İkimiz de o an anladık. Bir şeylerin sonuna gelmiştik ve önemli olan, nerede yeni bir başlangıç yapacağımızı bulmaktı."
"Evli arkadaşları olması kendini daha yaşlı hissetmesine yol açıyordu."
"Bir dost ölünce böyle mi olur? Geride bıraktığı arkadaşlarının talihi yaver gitmez mi?"
"İşler değişiyor, diyor. Nasıl değiştiğini bilmiyorum. Ama sen farkına varmadan ya da istemeden değişiyor."
"Herhangi birimiz aşk hakkında gerçekten ne biliyor? Bana kalırsa aşk konusunda acemiyiz."
NELER İZLEDİM?
- Barbie: Elbette onca reklama direnmek olmaz, merak edip pembe kombin ile gidildi. Beklentim çok yüksek olmadığı için böyle popüler bir filmde verilen mesajlar bence yeterli idi. En azından var olan çabayı takdir ettim.
- Oppenheimer: Dört gözle beklediğim Christopher Nolan filmine yakın bir arkadaşım ile gittik ve film çıkışı bir süre kendimize gelemedik. Muazzam çarpıcı işlenen bir hikâye ve filmin sonunda "ben olsam ne yapardım acaba" sorgusunu bıraktı bana. Bazı sahneler zihnimde kira vermeden yaşayacak.
- Deniz Göktaş - Selam Selam: Bu stand-up'ı aslında yayınlanır yayınlamaz Haziran ayında izledim, ama maalesef bir önceki yazıya almayı unutmuşum. Eski yazıya sonradan ek yapsam bu sefer de yazıyı okuyanlar, muhtemelen tekrar okumayacağı için, böyle bir mizahtan mahrum kalacak diye düşündüm ve bir sonraki yazıya alma kararı aldım. Ben aşırı keyif aldım Deniz'in mizahından. Linki de bırakıyorum (https://www.youtube.com/watch?v=MLORi76oq4k), 1 saat 5 dakika ayırmanıza fazlası ile değer.
- Aile: Türk dizisi takip etmek yıllardır çok tercihim olmasa da özellikle psikolojik yönleri içeren kesitleri sosyal medyada ilgimi çektiği için (bir de açık konuşmak gerekirse kafa dağıtmak istediğim bir dönemde Türk dizilerinin beni yormayacağını düşündüğüm için) ilk sezonu izledim. Oyuncular (özellikle Nur Sürer ve canım Nejat İşler) sağlam, hikâye de merak uyandırıcı olunca yandık, ben izlemeye devam ederim bu diziyi.
- Yalan Dünya: İzmir'de hasta yatmak zorunda kaldığım bir gün televizyonda denk gelince "ya nasıl özlemişim ben bunu açıp arada bakayım" diye düştüm batağa. Her yalnız yediğim yemeğe bu aralar eşlikçim. Ve yıllar geçse de espriler eskimemiş, ben hâlâ deli gibi gülebiliyorum bu diziye 💜
YENİ MÜZİK RADARIM
- Teoman - Dostlarım (Selami Şahin Şarkıları 1)
- Birsen Tezer - Sen Mevsimler Gibisin (Selami Şahin Şarkıları 1)
- Yüzyüzeyken Konuşuruz - Kader Sk. albümü (deli gibi defalarca dinledim)
- Evdeki Saat & Shae Girl - One Love
- Mabel Matiz - Fatih albümü (hepsini dinlemem uzun bir süre aldı yalan yok, ama her biri ayrı deldi geçti)
- Cihan Mürtezaoğlu - Yansın
- Zakkum - Vurulurum
- Teoman - Konser'22 (Live) albümü (bayıldığım şarkıları güncel Teoman'dan, konser modunda dinlemek bir zevk)
- Dolu Kadehi Ters Tut - Ölüm Dansı albümü
- Mert Demir - İkimize Birden (bu şarkıyı guilty pleasure olmaktan kurtardığın için kocaman teşekkürler Mert Demir🙏, ilk Kayseri konserinde "şaka mı" diye şok olduktan sonra bağıra çağıra eşlik etmiştim ve Spotify'a geldi ehehe)
- Buray - Olmuşum Leyla
- Yedinci Ev - Aşık Oldum Bile (canım Birkan, yaza çok yakışan bir şarkı, e tabi hakkını verdik replay'in)
- Ezhel & Jugglerz - Pofuduk
- Cem Adrian - Yine mi Yolculuk
- Sefo & Simge - Görmem Böylesini
- Deeprise & Jabbar - Her Şeyi Değil
- Gaye Su Akyol - Love Buzz, Böyle Olur Mu
- Dedublüman - Günü Gelir
- Pinhani - Sakinleştim
- İkilem - Burnumda Tütüyorsun
- Madrigal - Yaşayamam Bu Benle
- Evdeki Saat - Şehrin Işıkları
- Kendimden Hallice - Seni Kimseye Anlatamazdım
Bu şarkılar ve blog yazılarında geçen tüm şarkılar için Spotify linkimizi yine bırakıyorum (https://open.spotify.com/playlist/6iYGZYcgMbjjEsbj0T8nEz?si=1e745721090c478f&nd=1), 20 saat 35 dakika olmuş bence beğenip ara ara açılır kıvama geliyor gibi 🌺
Herkese musmutlu ve huzurlu bir Eylül diliyor, bir sonraki ay görüşmeyi umuyorum, sevgiler...


.jpeg)




















"Nevrotik Bir Gezegenden Notlar"
YanıtlaSilaşırı ilgimi çekti.
bu tavsiye içi teşekkür ediyorum.
"Bu kitapta Haig mevcuttaki bu kadar gelişmiş dünyaya ayak uyduracak kadar evrimleşememiş bizlerin yaşadığı sorunların çok normal olduğunu ortaya koyan" yoldaş ve duygudaşlara o çok ihtiyacım var sanırım.
bu konuda yalnız olmadığımı bilmek beni rahatlatıyor.
ne denir;
anlaşıldığımı hissettiğimde eve yaklaşıyorum gibi oluyor.
bu tavsiye bir akşam üstü yorgun argın eve dönüş yolcuğu olacak bana gibi geldi.
Bana da çok iyi gelmişti o kitap, okuduktan sonra yorumlarını dinlemek isterim :)
Silmemnuniyetle :))
Sil