Anlatma İhtiyacı

    Selamlar,

    Yazının adından anlaşıldığı üzere ben yine bir şeyler anlatmaya geldim. Ve terapide bana yöneltilen bir soru üzerine neden bir şeyler anlatma ihtiyacında olduğumu yazarak sorgulamak istedim. Çünkü ben sürekli çevremdekilerle konuşarak, Instagramda story paylaşarak, tweet atarak, hatta sonunda burada blog açıp bir sürü konuda yazarak sürekli bir şeyler anlatmak istiyorum.

    Gelelim terapide bana ne soruldu da üstüne düşünmeye başladım. Son terapiye gittiğimde sevgili psikiyatristim dövmelerimin anlamını sordu. Günlük hayatta tanışmadığımız için bilmeyenlere söyleyeyim 4 adet dövmem bulunmakta. Sol üst kolumda Latince "Bundan sonsuzluğa ne kalacak?" yazıyor ki zamanında filozofların bir yaşam stilini yansıtan bu deyiş esasen bir şeyden sonsuzluğa kalacak bir husus yok ise o şeyi gözümüzde büyütmemiz, orada takılıp kalmamamız, o şeye ne çok sevinmemizin ne de çok üzülmemizin anlam ifade etmemesi gibi topyekûn bir bakış açısına işaret ediyor. Her şeye kocaman anlamlar yüklemeye bayılan benim için bir anımsatıcı adeta. Sağ iç kolumda ise Dante'nin İlahi Komedyası'nın Cehennem'inden bir alıntı yer alıyor ve İtalyanca "Ve ben darağacını kendi evim kıldım" yazıyor. Belki ilk duyulduğunda karamsar bir ifade gibi görünse de benim için ifade ettiğin anlam çok daha başka. Darağacı benim evim ise ben sürekli bir yargılama ve karar verme içerisindeyim, hayatım hep bir yargıya varma üzerine kurulu ve bu yargılar o kadar önemli ki kendimi de ancak ben yargılar ve gerekir ise cezamı kendime ben veririm, hayatım konusunda başkaca bir üst otoriteyi kabul etmem çok zor. Dante'nin milyonlarca yorumcusu var, bu dizesine benim atfettiğim anlam da bu. Psikiyatristim esasen bu kolumda gözüken 2 dövmenin anlamını sordu, ama madem anlatıyorum ben kalanlarından da bahsedeyim. Sağ bacağımın bileğe yakın kısmında Kuzey Ay Düğümü Terazi burcu sembolü yer almakta. Astroloji ile ilgilenmeyenler için kısaca belirteyim; Güney Ay Düğümü bizim konfor alanımız, hep kaçmak istediğimiz, bize kolay gelen alan orası ve benim Güney Ay Düğümüm Koç burcunda. Kuzey Ay Düğümü ise ulaşmamız gereken, bu dünyaya onu gerçekleştirme amacı ile geldiğimiz hedef noktamız esasında ve dediğim gibi benim Terazi burcunda. Ve benim Güneş, Ay, Merkür, Venüs birçok burcum da Terazi. Yani ben bu dünyaya Terazi gibi yaşamaya geldim, ki bunu büyük ölçüde yapabildiğime inansam da ne yazık ki Güney Ay Düğümü Koç kriz anlarında beni yakıp yıkan, sonra köşesine çekilip derdini kimseye anlatmayan, her şeyi kendi başına başarmaya çalışıp bunun yorgunluğu ile öfke dolan birisi yapıyor yer yer. Ve bu durum maalesef ki benim hoşgörülü, uzlaşmacı, iletişimi kuvvetli Terazi yönüme hiç uymuyor. Ben de kendime olmam gerekeni hatırlatmak için bu dövmeyi yaptırdım. Son olarak ise sol omzumda iç içe geçmiş bir Güneş ve Ay dövmesi var. Belki de dışarıdan en anlaşılır, en basit dövmem bu olsa da ben bu dövmeye de bir anlam yükleyerek yaptırdım. Güneş ve Ay birbirini tamamlar, belirli bir düzende arka arkaya gelmeleri günü oluşturur, yine burçlarımız Güneş burcundan ibaret değildir, Ay burcumuz da en az onun kadar önemlidir, yani temelde Yin Yang gibi bir anlam yüklüyorum özetle bu dövmeme de.

    Şimdi ne oldu da bu dövmelerim bu yazıya konu oldu? Psikiyatristim terapiye başlarken bir girizgah olması adına dövmelerimin anlamını sorunca ben hemen dedim ki "Bazı insanlar dövmelerinin anlamının sorulmasından rahatsız olsa da ben olmuyorum, hemen anlatıyorum, size de anlatayım", bana cevabı "Peki sen neden rahatsız olmuyorsun?" oldu ve biraz düşünüp "Rahatsız olacak olsa idim görünmeyen yerlere yaptırırdım, göründüklerine göre sormak insanların hakkı diye düşünüyorum galiba" yanıtını verdim. Akabinde yukarıda size yazdığım gibi anlamlarını söyledim, psikiyatristim de kendince bazı anlamlar ekledi ve sonunda o muazzam soruyu sordu "Dövmelerinin özelliği ne hiç düşündün mü?", dedim "Nasıl yani?", "Ortak özellikleri bakınca anlaşılmamaları, senin açıklamanın gerekmesi, yani seni hiç tanımayan bir insan bile sırf seninle aynı ortamda iken dövmelerinin anlamını sorsa dakikalarca sohbet edebilir" dedi. Düşündüm ve "Evet doğru" dedim hâlâ anlam verememiş bir bakış ile. Ve bu yazıya sebep olan o soru geldi "Çünkü anlatmayı seviyorsun, neden bu kadar anlatmak istiyorsun?"

    Terapinin bu yönüne bayılıyorum, kendime belki de hiç yöneltemeyeceğim, aklıma dahi gelmeyecek ama bir o kadar önemli, temel sorularla beni yüzleştirmesine. Evet ben anlatmayı çok seviyorum, mesleğimi bile anlatma üzerine kurulu bir meslek seçmişim. Ama hiçbir zaman neden diye sormak gelmedi aklıma. Hep ortamlarda konu açan, bıcır bıcır bir şeyler anlatan biri oldum. Çocukluğum da farksız, ailemden dinlediklerim ile teyitli. Yazıyorum, konuşuyorum, mesleğimi yapıyorum ve sürekli bir şeyler anlatıyorum bayıla bayıla. Peki neden? Terapi siz o odadan çıkınca devam ediyor kesinlikle, hatta bazen odadan fazlası oradan çıkıp üzerine düşününce bulunan yanıtlarla başlıyor. Bu soru da benim zihnimde bir süre demlendi ve bazı cevaplar bulmaya yaklaşınca bunu yazarak bulmayı ve kayıt altına almayı istedim vee buradayım.

    İlk yanıtım sanırım fazla düşünüyorum. Gerekli gereksiz birçok konuda o kadar çok düşünüyorum ki zihnimi hep birçok sekmesi açılı bir bilgisayar gibi hayal ediyorum. Bazı sekmeleri kapatmayı başarabilsem de, hepsini hiçbir zaman kapatamadığım için masaüstünü asla göremiyorum. Sürekli bir şeyler üzerine düşünüyorum. Çalışırken, spor yaparken, yemek yerken, hatta birileri ile konuşurken bile zihnim başka şeyleri de düşünmeye devam ediyor. Ve galiba bu kadar düşünceler içinde boğulmak yerine bunları söze dökmek bana iyi geliyor.

    Bir diğer yanıtım ise geçenlerde sevgili Deniz Dülgeroğlu'nun podcastini dinlerken fark ettiğim bir yanıt; acı içimizde kalınca tortulaşıyor, ağırlık yapıyor, o yüzden acı geçmeyecek olsa bile anlatmak istiyoruz, çünkü bu ağır bir poşeti iki kişi iki ucundan taşıdığında yükün azalması gibi bir şey. Düşündüğümde özellikle de bana acı veren şeyler içimde kalmasın istiyorum belki de. Biri ucundan tutsun, desin ki seni dinliyorum ve anlıyorum. Bazen de acıyı paylaşmak için anlatıyorum. Ama bu yukarıda anlattığım gibi her zaman olmuyor, o kadar anlatan ben en büyük acılarda içime dönmeye, anlatmamaya çalışıyorum. Ama bunu aşmak için gayret ediyorum, hep anlatan o kişi olan ben acırken de acıyor demek için anlatmaya çabalayacağıma dair, burada kendime söz veriyorum.

    Son bulduğum yanıt ise biraz ilginç. Ben bir şeyler anlattığımda insanlara faydası olunca daha mutlu oluyorum. Mesela iyi bir kitap okumak, iyi bir film izlemek, iyi bir müzik dinlemek, iyi bir oyun izlemek beni elbette mutlu ediyor. Ama bunu bloga yazınca/Instagramda paylaşınca ve insanlar geri dönüş yapıp ya okudum/izledim/dinledim çok sağ ol beğendim dediğinde ben esas o zaman dört köşe oluyorum. Bu motivasyonun kaynağını çözemedim açıkçası, ama paylaşımlarıma gelen geri dönüt beni aşırı mutlu ediyor. E böyle bakınca da anlatmak beni baya baya mutlu ediyor.

    Düşündükçe belki başka yanıtlar da bulacağım ama bu yazıyı yazmak bana neden anlatmak istediğime dair 3 yanıt verdi. Ve ben anlatmaya bayıldığıma bir kere daha emin oldum. Umarım nice anlattığım ve anlaşıldığım günlere...🍀

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

I'm here, again

"Aile tüm kötülüklerin iyi niyetle yapıldığı yerdir"

İKİ FOTOĞRAF VE BİR YÜRÜYÜŞLE GELEN İLHAM, STOACI EĞİLİMLER